Özgürlük, bireyin kendi seçimlerini yapabilme yetisi olarak tanımlanırken, bu seçimlerin sonuçlarını üstlenmek beraberinde bir sorumluluk da getirir. Özgürce yapılan seçimlerde sonuca varana kadar kaygı yaratır.
Hekim-danışan arasındaki bu sürece gelin
daha yakından bakalım.
İster hayati bir sağlık sorunu olsun, ister medikal estetik, anti-aging veya sağlıklı yaşam uygulamaları için hastalar ya da danışanlar; bazen sosyal medya, bazen arkadaş tavsiyesi ve google aramaları, bazen de eş, dost akraba tavsiyesi ve geçmiş tecrübeler ışığında özgürce bir doktor ya da klinik seçimi yapar.
Aslında önce danışan/hasta veya hasta yakınları özgürce bir seçim yapar ve ‘Acaba doğru mu yaptım?’ diye bir kaygı duyar. Çünkü sorumluluk almıştır; kendisi ya da sevdiği birine yapılacak tıbbi uygulama merkezini ve hekimini seçmiştir.
Danışan/hasta doğru merkezi seçip seçmediği konusunda bir sorumluluk alırken, hekim de hastası için etkili ve en güvenilir tedavileri seçip seçmediği konusunda sorumluluk alır. Yani sorumluluk iki taraflıdır. Dolayısı ile de bu sorumluluklar her iki taraf içinde kaygı yaratır.
Kaygı, bu özgürlüğün kaçınılmaz bir parçasıdır. Diyeceğim o ki; her yapılan tıbbi işlemde ister medikal estetik ister anti-aging ya da sağlıklı yaşam olsun kaygının olması çok normaldir. Bu tedavi/uygulama bana iyi gelecek mi, dış görünüşüm değişecek mi, sağlığıma kavuşacak mıyım, nasıl olacağım? Bu sorulara cevap vermek için de hekim-hasta ilişkisinde cesaret, sevgi ve bağlılık şarttır.
Şimdi de gelin, hekim-hasta ilişkisinde şu cesaret kavramına bakalım. Cesaret, korkunun yokluğu değil, korkuya rağmen harekete geçme kararlılığıdır. Bu cesaret, bireyin kendisiyle ve çevresiyle ilişki kurabilme yeteneğinin de temelini oluşturur. Hekim, tıbbi bilgi ve yeterliliği ile orantılı olarak cesaretle bir karar verir ve tedavisini uygular; botoks ya da dolgu yapar veya bir başka hastada ‘hadi saç ekimi’ der…
Yani yapılan özgür seçimler ve alınan kararlar, sorumluklar neticesinde bir tedaviye karar verilir. Tedavi sonucunda kişi daha sağlıklı bir noktaya geldi ise, hayatına yapılan uygulama bir güzellik yarattıysa, artık sevgi ve güven bağı oluşur.
Evet, hayat belirsizliklerle dolu olsa da yapılan tıbbi işlemlerin sonucu yüzde 100 garanti olmasa da sevgiyle ve bilgiyle bu belirsizlik sürecini yönettiğinizde ortaya anlamlı bir iş çıkar.
Önemli olan, bunu yakaladığınız merkeze ve hekime denk geldiğinizde sürekliliği sağlamak, bağlılık oluşturmak. Çünkü her yeni seçim ve her yeni merkez aynı sorumluluk ve kaygı basamaklarını yeniden yaşamanızı gerektirir.
Rollo May, insanın varoluşunun derin meselelerine ışık tutmaktadır ve der ki; insanlar, varoluşsal özgürlükleriyle birlikte gelen sorumluluklarıyla yüzleşmek durumundadır. Her özgürce seçim bireylerde doğal olarak kaygı yaratmakta ve cesaretle kaygıyı yönetebilen kişiler için hayat mutlu sonuçlar getirmektedir. Sevgi ve yaratıcılık ise varoluşsal mücadelede en önemli araçlardır. Hekim- hasta arasındaki sevgi, yalnızca romantik bir bağ değildir; hastanın varlığını hekime, hekimin de kendini hastasına açabildiği ve karşılıklı varlığın kabul edildiği cesaret temelli bir ilişkidir.
Bu sevgi bağı, hastanın daha sağlıklı, daha güzel hissetmesinde de çok önemlidir. Gelin, bu bağı yakaladığımız her ilişkimize sahip çıkalım. Zira dünyayı sevgi kurtaracak, yaşam ancak sevginin olduğu yerde var olacak.
Diğer Tüm Yazılar