İlayda İpekel : “Sınırlar İlişkiyi Zayıflatmaz, İlişkiyi Sürdürülebilir Hale Getirir”
İlayda İpekel : “Sınırlar İlişkiyi Zayıflatmaz, İlişkiyi Sürdürülebilir Hale Getirir”
Başarılı Psikolog İlayda İpekel, İnsan İlişkilerinin Görünmeyen Dinamiklerini Ve Modern Çağın İlişkiler Üzerindeki Etkilerini Klass’a Anlattı
İlayda Hanım, öncelikle sizi okuyucularımız için tanıyabilir miyiz? Eğitim geçmişinizden, mesleki yolculuğunuzdan ve uzmanlık alanlarınızdan bahseder misiniz?
Psikoloji alanına olan ilgim insan davranışlarını anlama merakıyla başladı. Lisans eğitimimin ardından Klinik Psikoloji yüksek lisansına başlayarak mesleki yolculuğumu klinik alanda sürdürmeye karar verdim. Bugün hem yetişkinlerle hem de çocuklarla çalışan bir psikolog olarak danışanlarıma psikoterapi desteği sunuyorum. Meslek hayatımda insanın yalnızca semptomlarına değil, hikâyesine de odaklanmayı önemsiyorum. Çünkü çoğu zaman gördüğümüz davranışların altında görünmeyen duygular, çocukluk deneyimleri ve yaşam öyküleri bulunuyor. Bu nedenle terapiyi sadece sorun çözmeye yönelik bir süreç olarak değil, kişinin kendisini yeniden keşfettiği bir yolculuk olarak görüyorum. Çalışma alanlarım arasında ilişki problemleri, kaygı bozuklukları, öz güven sorunları, duygusal bağımlılık, yaşam krizleri ve kişisel gelişim süreçleri yer alıyor. Aynı zamanda çocuk ve ergenlerle dikkat süreçleri, davranış problemleri ve aile danışmanlığı alanlarında çalışıyorum. Terapi odasının dışında da psikolojiyi toplumla buluşturmayı önemsiyorum. Bu nedenle seminerler veriyor, medya programlarında uzman görüşleri paylaşıyor ve psikolojiyi daha ulaşılabilir hale getirmeyi amaçlayan sosyal projeler yürütüyorum. İnsanların ruh sağlığını konuşmaktan çekinmediği bir toplumun daha güçlü bir toplum olduğuna inanıyorum.
“ÖZELLİKLE SOSYAL MEDYA ÇAĞINDA İNSANLAR KENDİLERİNİ SÜREKLİ BAŞKALARININ HAYATLARIYLA KIYASLIYOR”
Günümüzde danışanlarınızın en sık başvurduğu konular nelerdir? İnsan ilişkilerinde en çok hangi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?
Son yıllarda danışan başvurularında belirgin şekilde artan bazı ortak temalar görüyoruz. Kaygı bozuklukları, tükenmişlik hissi, yalnızlık, ilişki problemleri ve öz değer algısıyla ilgili zorluklar bunların başında geliyor. Modern yaşamın getirdiği hız, performans baskısı ve sürekli başarılı olma zorunluluğu insanların psikolojik yükünü artırıyor. Özellikle sosyal medya çağında insanlar kendilerini sürekli başkalarının hayatlarıyla kıyaslıyor. Bu durum zamanla yetersizlik hissini besleyebiliyor. İnsan ilişkilerinde ise en sık karşılaştığım sorun iletişim eksikliği. Birçok kişi konuştuğunu düşünüyor ancak aslında anlaşılmıyor. İlişkilerde yaşanan problemlerin büyük bölümü sevgisizlikten değil, sevginin doğru ifade edilememesinden kaynaklanıyor. Bunun yanında güven problemleri, terk edilme korkusu, bağlanma sorunları ve sınır koyamama da sık karşılaştığımız konular arasında yer alıyor. Özellikle son yıllarda insanların ilişkilerde daha fazla yakınlık istemesine rağmen kırılmaktan korktuğu için kendilerini korumaya aldığını görüyoruz. Bu da ilişkilerin derinleşmesini zorlaştırabiliyor.
Sağlıklı bir ilişkinin temel yapı taşları sizce nelerdir? Bir ilişkinin güçlü kalmasını sağlayan en önemli unsurlar hangileridir?
Sağlıklı bir ilişkiyi güçlü bir binaya benzetiyorum. Nasıl ki sağlam bir bina güçlü temeller üzerine inşa edilirse, ilişkiler de belirli değerler üzerine kurulduğunda uzun ömürlü olabiliyor. Bana göre bu temelin dört önemli ayağı var: güven, iletişim, saygı ve duygusal yakınlık. Güven, ilişkinin omurgasıdır. İnsan kendini güvende hissetmediği bir yerde gerçek anlamda var olamaz. İletişim ise iki insan arasında kurulan köprüdür. Sorunlar her ilişkide yaşanabilir ancak sağlıklı ilişkilerde insanlar sorunları konuşabilir. Saygı, sevginin sürdürülebilir hale gelmesini sağlar. Çünkü sevgi zaman zaman değişebilir ama saygı kaybolduğunda ilişkinin dengesi bozulur. Duygusal yakınlık ise yalnızca birlikte vakit geçirmek değil, birbirinin iç dünyasına temas edebilmektir. Bir insanın korkularını, hayallerini ve kırgınlıklarını paylaşabildiği bir ilişki gerçek anlamda güçlüdür. Sağlıklı ilişkilerde amaç kusursuz olmak değildir. Önemli olan çatışmalar yaşandığında birbirine zarar vermeden çözüm üretebilmektir.
İletişim problemleri birçok ilişkinin merkezinde yer alıyor. Çiftlerin veya yakın ilişkiler içindeki bireylerin en sık yaptığı iletişim hataları nelerdir?
İlişkilerde en sık gördüğüm iletişim hatalarından biri dinlemek yerine savunmaya geçmek. Birçok kişi karşısındaki kişinin ne söylediğini anlamaya çalışmadan kendi cevabını hazırlıyor. Bir diğer hata ise duyguları ifade etmek yerine suçlayıcı bir dil kullanmak. Örneğin “Sen beni hiç önemsemiyorsun” demek karşı tarafı savunmaya iterken, “Bu durumda kendimi değersiz hissettim” demek daha yapıcı bir iletişim sağlar. Ayrıca varsayımlarla hareket etmek de ilişkileri yıpratıyor. İnsanlar çoğu zaman duygularını açıkça ifade etmek yerine karşı tarafın onları anlamasını bekliyor. Ancak sağlıklı ilişkiler zihin okumak üzerine değil, açık iletişim üzerine kurulur. Sessiz kalmak, küsmek, pasif agresif davranmak veya geçmişte yaşanan sorunları sürekli gündeme taşımak da ilişkilerde iletişimi zedeleyen davranışlar arasında yer alıyor.
Güven duygusu bir ilişkide nasıl inşa edilir ve kaybedilen güven yeniden kazanılabilir mi?
Güven aslında küçük davranışların birikimiyle oluşur. İnsanlar çoğu zaman güveni büyük olaylarla ilişkilendirir ancak güven, günlük hayatın içindeki tutarlılıkla gelişir. Verilen sözlerin tutulması, dürüst olmak, şeffaf davranmak ve duygusal olarak ulaşılabilir olmak güveni besleyen unsurlardır. Kaybedilen güven yeniden kazanılabilir mi? Evet, ancak bu kolay ve kısa sürede gerçekleşen bir süreç değildir. Güven kırıldığında yalnızca özür dilemek yeterli olmaz. Kırılan tarafın yeniden güvende hissedebilmesi için zaman, tutarlılık ve davranış değişikliği gerekir. Çünkü insanlar söylenenlerden çok gördüklerine inanırlar. Güveni yeniden inşa etmek, sabır ve emek isteyen bir süreçtir.
“GERÇEK İLİŞKİLER FİLTRELERLE DEĞİL, DUYGUSAL EMEKLE BÜYÜR”
Sosyal medya ve dijital iletişim araçları insan ilişkilerini nasıl etkiliyor? Özellikle romantik ilişkiler üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri nelerdir?
Dijital dünya ilişkilerimizi dönüştürdü. Bir yandan insanlar birbirlerine daha hızlı ulaşabiliyor, farklı şehirlerde ve ülkelerde yaşayan bireyler bağlarını sürdürebiliyor. Bu açıdan teknolojinin önemli avantajları var. Ancak diğer taraftan sosyal medya ilişkilerde yeni stres alanları da yarattı. İnsanlar artık yalnızca partnerleriyle değil, partnerlerinin dijital dünyalarıyla da ilişki kuruyor. Kim kimi takip ediyor, hangi fotoğrafı beğendi, neden mesajı geç gördü gibi konular zaman zaman ilişkinin merkezine yerleşebiliyor. Bunun yanında sosyal medya ideal ilişki algısını da besliyor. Sürekli mutlu çiftler görmek insanların kendi ilişkilerini sorgulamalarına neden olabiliyor. Oysa sosyal medyada gördüğümüz şey çoğu zaman hayatın tamamı değil, seçilmiş birkaç saniyesidir. Gerçek ilişkiler filtrelerle değil, duygusal emekle büyür.
Sağlıklı sınırlar koymak son yıllarda sıkça konuşulan bir konu. İlişkilerde sınır koymak neden önemlidir ve bunu kırıcı olmadan nasıl başarabiliriz?
Sınır koymak aslında kişinin kendisine ve ilişkisine duyduğu saygının bir göstergesidir. Toplumumuzda sınır koymak zaman zaman bencillik ya da mesafe koymak gibi algılanabiliyor. Oysa sağlıklı sınırlar insanların birbirine zarar vermeden yakın kalabilmesini sağlar. Sınır koymak “Seni sevmiyorum” demek değildir. “Bu durum bana iyi gelmiyor” diyebilmektir. Kırıcı olmadan sınır koymanın yolu suçlamak yerine kendi ihtiyacımızı ifade etmekten geçer. Karşımızdaki kişiyi değiştirmeye çalışmak yerine kendi alanımızı tanımlamak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Unutulmaması gereken bir şey var. Sınırlar ilişkiyi zayıflatmaz, ilişkiyi sürdürülebilir hale getirir.