Yusuf Sertkaya : “Geleceğin Şirketleri Teknolojiyle Değil, İnsanla Kazanacak”
Zihinsel Hareket Ve Analiz Merkezi Kurucusu Yusuf Sertkaya, Geliştirdikleri Wellbeıng Programının, Şirketlerin Verimliliklerini Nasıl Artırdığını Klass’a Anlattı İş dünyası uzun yıllar başarıyı teknoloji yatırımları, finansal büyüme ve operasyonel verimlilik üzerinden değerlendirdi. Ancak bugün dünyanın önde gelen şirketleri çok daha farklı bir alana yatırım yapıyor: İnsanın psikolojik sürdürülebilirliğine. Artık çalışanların yalnızca teknik bilgiye sahip olması yeterli görülmüyor. Psikolojik sağlamlık, değişime uyum, liderlik potansiyeli, kurumsal bağlılık ve sürdürülebilir performans, şirketlerin geleceğini belirleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Bu dönüşümü Türkiye’ye taşımayı hedefleyen iş insanı Yusuf Sertkaya, uzun yıllardır üzerinde çalıştıkları yeni nesil Wellbeing modeliyle ilgili vizyonunu Klass okurlarıyla paylaştı.
Dünyada özellikle son beş yılda insan yönetimine bakış açısı köklü biçimde değişti. Eskiden kurumlar çalışanların teknik yeterliliklerine yatırım yapıyordu. Bugün ise aynı derecede önemli olan başka bir alan var; psikolojik yeterlilik. Çünkü biliyoruz ki bilgi, deneyim ve teknik beceri tek başına sürdürülebilir başarı üretmiyor. Baskı altında karar verebilmek, değişime uyum sağlayabilmek, ekip içinde sağlıklı ilişkiler kurabilmek ve uzun yıllar motivasyonu koruyabilmek de en az mesleki bilgi kadar önemli hale geldi. Biz de bu küresel dönüşümü yakından takip ederek Türkiye’de bu alana uzun vadeli yatırım yapmaya karar verdik. Bizim hedefimiz yalnızca bir test geliştirmek değildi. Amacımız kurumların insan sermayesini daha iyi tanıyabilecekleri, bilimsel verilere dayalı karar alabilecekleri ve çalışan gelişimini sistematik biçimde yönetebilecekleri bütüncül bir Wellbeing ekosistemi oluşturmaktı. Bu nedenle uzun soluklu Ar-Ge yatırımları yaptık, akademisyenlerle ve uzmanlarla çalıştık. Bugün hâlâ gelişmeye devam eden bu yapı, Türkiye’de insan odaklı kurumsal dönüşümün önemli bileşenlerinden biri olmayı hedefliyor.
Bu programı nasıl geliştirdiniz? Uygulama aşamasında süreç nasıl işliyor?
Bu program Avrupa Birliği Fonu tarafından da destekleniyor. Oradan çok kaynak kullandık. Bu konuda çok hassaslar. İlgili bakanlıklar da bize bu konuda inisiyatif alıyor. Yaptığımız bu çalışmalar zamanla daha çok ses getirmeye başladı. Bunun Türkiye tarihinin en büyük sosyal sorumluluk projesi olduğunu düşünüyoruz. Toplumumuzun böyle bir hizmete özellikle bu dönemde çok ihtiyacı vardı. Bütün dünya ülkeleri bu konuda bir arayış içerisinde. Bu programın Ar-Ge çalışması şu anda teknopark ve teknokentlerde yapılıyor. Yaklaşık olarak 12’ye yakın profesör ve yüze yakın psikolog, süreci ve operasyonu yönetiyor. Ve her geçen gün bakanlıklardan gelen taleplere göre programı geliştirerek yolumuza devam ediyoruz. Her sektörün ihtiyaçlarına uygun değerlendirme ve gelişim modelleri geliştiriyoruz. İnsan psikolojisi bulunduğu ortamın şeklini alır. Ancak bu durumu göz önünde bulundurarak çalışanların verimliliği artırabiliriz.
Buna benzer envanter testleri şirketlerin İK birimleri tarafından uygulanıyor. Sizin bu konudaki farkınız nedir?
Biz İnsan Kaynaklarının alternatifi değiliz. Tam tersine onların stratejik karar alma süreçlerini güçlendiren bilimsel bir destek modeli sunuyoruz. Çünkü gelecekte insan yönetimi yalnızca CV okumakla değil, insan davranışını doğru analiz edebilmekle mümkün olacak. 21. yüzyılda şirketlerin en değerli yatırımı teknoloji değil, psikolojik olarak güçlü insan kaynağı olacak.
Başarılı bir uygulama örneğinizi bizimle paylaşabilir misiniz?
Hepsiburada şirketine bu proje kapsamında bir teklif vermiştik. O zaman bize ekonomik krizden dolayı üç bin çalışanlarını işten çıkaracaklarını, bundan dolayı böyle bir bütçe ayıramayacaklarını söylediler. Bir cümle ile onları bizimle çalışmaya ikna ettik. Onlara ‘Hangi üç bin kişiyi çıkaracaksınız’ diye sorduk. Hangi kişilerle yola devam edip hangileriyle etmeyeceklerini, bizim yaptığımız test ve analizlere göre karar verdiler. Bizimle çalışmaya başladıktan sonra aynı operasyonu çok daha az çalışanla, aynı verimi alarak gerçekleştirmeye devam ettiler. Çünkü yola devam ettikleri çalışanların hepsi verimli ve güçlü insanlardı.
“TESTLERİMİZİN AMACI, İNSANLARIN PSİKOLOJİK OLARAK DAHA SAĞLIKLI VE GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE İŞLERİNİ SÜRDÜRMESİDİR”
En çok hangi meslek grubuna öncelik tanıyorsunuz?
Artık bunu belirli sektörlerle sınırlamak mümkün değil. Finans, enerji, üretim, teknoloji, sağlık, telekomünikasyon... İnsan olan her organizasyonun psikolojik sağlamlık gündemi var. Çünkü bütün sektörlerin ortak problemi aynı: “Yetenek kazanmak zorlaştı. Yetenekleri elde tutmak daha da zorlaştı.”
Sizce şirketler bu programa neden önem vermeli? Bu programı uygularken şirketlerle nasıl bir iş bölümü gerçekleştiriyorsunuz?
Önümüzdeki on yıl içinde şirketler iki konuda rekabet edecek. Birincisi teknoloji yatırımları... İkincisi ise insan yatırımları. Teknoloji satın alınabilir. Ancak psikolojik olarak güçlü, kurumuna bağlı, değişime uyum sağlayabilen ve sürdürülebilir performans gösterebilen insan kaynağı inşa edilir. Biz Türkiye›de bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olmayı hedefliyoruz. Bu nedenle geliştirdiğimiz Wellbeing modeli yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, geleceğin çalışma hayatına hazırlanmış uzun vadeli bir yatırım olarak tasarlandı