Ayşem Şanlı : “Hukukta Bir Projeyi Doğru Okumak, Yüzlerce Sorunun Önüne Geçebilir”

Ayşem Şanlı : “Hukukta Bir Projeyi Doğru Okumak, Yüzlerce Sorunun Önüne Geçebilir” Ayşem Şanlı : “Hukukta Bir Projeyi Doğru Okumak, Yüzlerce Sorunun Önüne Geçebilir”

Avukat Ayşem Şanlı, İmar Ve Gayrimenkul Sektöründe Hukuk Danışmanlığı Yapmanın İnceliklerini Klass’a Anlattı Kentlerin dönüşümü, yatırımların büyümesi ve gayrimenkul projelerinin giderek daha komplike bir hale gelmesi, imar ve gayrimenkul hukukunu hukuk dünyasının en dinamik alanlarından biri hâline getirdi. Bu alanda mevzuata hâkim olmanın yanı sıra, aynı zamanda şehir planlamasından kamu yönetimine uzanan çok katmanlı süreçleri doğru okuyabilmek kritik bir önem taşıyor. Avukat Ayşem Şanlı, imar ve gayrimenkul hukukundaki deneyimini, kamu uygulamalardan edindiği saha bilgisiyle birleştirerek bu alanda farklı bir danışmanlık yaklaşımı ve vizyonu ortaya koyuyor. Özellikle imar planlarında yapılan değişikliklerin, mülkiyet ve yatırım süreçlerine olan etkisini önceden değerlendirerek, danışanlarını bu doğrultuda bilgilendiren Ayşem Şanlı “Bir projeyi doğru okumak, oluşacak yüzlerce sorunun önüne geçebilir” diyor. Başarılı Avukat Ayşem Şanlı ile imar ve gayrimenkul hukukunun en önemli noktalarını Fairmont Quasar İstanbul’un şık atmosferinde Klass okurları için konuştuk.  

Ayşem Hanım, imar ve gayrimenkul hukukunu, diğer hukuk dallarından ayıran en önemli şeyler nelerdir?
İmar ve gayrimenkul hukuku, statik gibi görünse de aslında çok dinamik bir alan. Her proje kendi içinde hem hukuki hem de teknik birçok bileşeni barındırır. Bu nedenle yalnızca mevzuata hâkim olmak yetmez; şehir planlamadan yapı denetime, tapu işlemlerinden imar uygulamalarına kadar multidisipliner bir bakış açısına sahip olmanız gerekir.

Sizi bu alanda farklı ve güçlü kılan deneyimleriniz nelerdir?
Kariyerimin ilk yıllarında belediyelerde yürütülen imar uygulamalarını yakından takip ettim. Bu süreçte, sadece kanunları değil, yerel idarelerin uygulama pratiklerini de analiz etmenin ne kadar kritik olduğunu öğrendim. Bir projeyi sadece hukuki yönden değil, aynı zamanda sosyo-ekonomik etkileriyle değerlendirebilmek; danışmanlık hizmetini daha stratejik bir zemine oturtuyor.

İmar ve gayrimenkul hukukunda başarılı olmanın sırrı nedir size göre?
Gayrimenkul alanında danışmanlık yapmanın en önemli prensiplerden biri, öngörü kabiliyetinizin yüksek olması. İmar planlarındaki değişikliklerin, mülkiyet yapılarına ve yatırım süreçlerine etkisini zamanında analiz edip müvekkili buna göre yönlendirmek gerekir. Çünkü bir projeyi başlamadan önce doğru okumak, inşa edildikten sonra oluşacak yüzlerce sorunun önüne geçebilir.

‘HUKUK AYNI ZAMANDA BİR İLETİŞİM DİLİDİR’
Yatırımcılar neden sizi tercih ediyor?
Danışmanlık pratiğimde, yatırımcıyla kamu otoritesi arasında bir denge kurmayı da görev addediyorum. Hukuk, bu noktada sadece çözüm üretmez; aynı zamanda iletişim dilidir. Hem yatırımcının hakkını korumak hem de toplumsal faydayı gözetmek, bu alanın en önemli etik dengelerinden biridir.

Tek başına bir hukuk bürosu yönetmenin avantajları nelerdir? Bu durum ortaklı bürolarla olan rekabetinize nasıl yansıyor?
Tek başına bir hukuk bürosu kurmak ve bunu sürdürülebilir kılmak, sadece mesleki bir karar değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi. Bu tercihin ardında, her detayın sorumluluğunu bizzat almayı istemek ve karar süreçlerinde mutlak bir özerklik ihtiyacı vardı. Her dosyada kendi imzamın bulunması, danışmanlığın tüm evrelerinde birebir yer almam mesleki anlamda beni büyütüyor. Her bir müvekkilin sorununu dinlerken araya üçüncü bir katman girmiyor; ben dinliyorum, ben analiz ediyorum ve ben çözüyorum. Bu da güven ilişkisini çok daha sağlam kılıyor. Danışanlarım, bir avukatın ekibine değil, bizzat kendisine ulaşmanın farkını hissediyor.

‘İNSANLA TEMAS EDEN BİR HUKUKÇU OLMAK GÜÇLÜ BİR BAĞ KURUYOR’
Karmaşık hukuki süreçleri bireysel olarak yönetmenin sizin açınızdan ne gibi zorlukları var?
Bir partnerle ya da ortaklık yapısıyla hareket ettiğinizde iş yükü dağılır; riskler paylaşılır. Oysa tek başınalıkta her karar, her başarı ya da her kriz tek bir elde toplanır. Ama işte tam da bu nedenle, her kazanım çok daha kıymetlidir. Rekabet gücü artık büyüklükle değil, derinlik ve özgünlükle ölçülüyor. Müvekkiller, dosyalarının arka planda değil, ön sırada bir avukat tarafından yürütülmesini istiyor. Ortaklı yapıların elbette kurumsal avantajları var; ama bireysel ofislerin sunduğu kişiselleştirilmiş hizmet, bugün özellikle gayrimenkul ve imar gibi hassas uzmanlık alanlarında çok daha ön planda. Tek başıma olmam, her dosyada detaylara hâkim olmamı sağlıyor. Hiçbir şey sistemin içinde kaybolmuyor. Bu fark, çoğu zaman müvekkilin kararında belirleyici oluyor. Kurumsallığın getirdiği sistematiklik elbette önemli ama insanla temas eden, dinleyen ve her aşamada var olan bir hukukçu olmak daha güçlü bir bağ kuruyor.