İren Elmas : “Hukuku Yalnızca Ticari Uyuşmazlıkların Çözümünde Kullanılan Mesleki Bir Araç Olarak Görmüyorum”
İren Elmas : “Hukuku Yalnızca Ticari Uyuşmazlıkların Çözümünde Kullanılan Mesleki Bir Araç Olarak Görmüyorum”
Ünlü Ve Başarılı Avukat İren Elmas, Mülkiyet Hakkından Uluslararası Hukuk Kariyerine Ve Toplumsal Adalet Anlayışına Uzanan Hukuk Yolculuğunu Klass’a Anlattı: Uzun yıllara yayılan uluslararası hukuk deneyimini Türkiye’deki mesleki çalışmalarına taşıyan Av.İren Elmas, mülkiyet hakkından imar ve kamulaştırma uyuşmazlıklarına uzanan kritik hukuki süreçleri değerlendirdi. İdari yargıda alınan iptal kararlarının tek başına tapu kayıtlarını değiştirmediğine dikkat çeken Elmas, hak sahiplerinin doğru yargı yolunu ve dava stratejisini belirlemesinin önemini vurguladı. İmar ve kamulaştırma uyuşmazlıklarında yapılabilecek usul hatalarının ciddi hak kayıplarına yol açabileceğini belirten İren Elmas, hukuki sürecin bütüncül biçimde takip edilmesi gerektiğini ifade etti. Uluslararası ticaret, gayrimenkul, ticaret ve ceza hukuku alanlarındaki çalışmalarını da anlatan Elmas, mesleki yaklaşımının yalnızca uyuşmazlıkların çözümüyle sınırlı olmadığını belirtti. Başarılı Avukat İren Elmas, mülkiyet hakkından uluslararası hukuk kariyerine, mesleki deneyimlerinden toplumsal adalet anlayışına uzanan hukuk yolculuğunu Fairmont Quasar İstanbul’un muhteşem atmosferinde Klass okuyucularıyla paylaştı.
Kamuoyunda en sık düşülen, hatta en riskli yanılgılardan biri tam olarak budur. Vatandaşlar, idare mahkemesinin iptal kararı vermesiyle tapu kaydının otomatik olarak düzeleceğini veya hakkın bir anda eski haline geleceğini düşünüyor. Oysa hukuki gerçeklik böyle değil. İdari yargı yalnızca idari işlemi iptal eder; tapu sicilinde doğrudan, kendiliğinden bir tescil veya düzeltme yapmaz.
Peki süreç nasıl işliyor? İdare mahkemesinde açılan dava neticesinde kamulaştırma veya imar parselasyon işleminin iptal edilmesi, tapu kütüğündeki tescili kendiliğinden ortadan kaldırmıyorsa mülkiyet uyuşmazlığı nasıl çözümlenir?
Bu noktada adli yargının devreye girmesi gerekiyor. Mülkiyet hakkı zedelenen ilgililerin, adli yargıda mutlaka dava açmaları zorunludur. İdare mahkemesinin kararı bu davanın dayanağını oluşturur ancak tapunun değişmesi için yeni bir adli yargı kararı şarttır. Tabii bu aşamaların tamamı, usuli hataların geri dönülemez zararlar doğurmaması adına bir avukatın usuli müdahalesiyle güvenceye alınmalıdır.
Peki ya sahada durum çoktan değişmişse? Örneğin; imar kararı iptal edilmiş ama o alanda çoktan binalar yapılmış, yollar geçmiş veya kök parsele dönmek hukuken imkânsız hale gelmişse malik ne yapmalıdır?
Uygulamada en büyük tıkanıklığı ve düğümü tam da burada yaşıyoruz. İptal kararı verilmiş olsa dahi, parselasyon sahasında fiili yapılaşma tamamlanmış, kamu tesisleri kurulmuş veya hukuki imkânsızlıklar doğmuş olabilir. Yani geriye dönmek fiilen ve hukuken imkânsız hale gelebilir. Eğer eşdeğer bir yer tahsis edilemiyorsa veya bir uzlaşma sağlanamıyorsa, süreç artık yargısal tazminata evrilmek zorundadır. Malik, hakkının karşılığını nakdi bedel olarak talep etme yoluna gitmelidir.
“TERDİTLİ DAVA, HAK SAHİBİNİN MAHKEMEDEN ASLİLİK-FER'İLİK İLİŞKİSİ KURARAK BİRDEN FAZLA TALEPTE BULUNMASI DEMEKTİR”
Bu tür durumlarda "Terditli Dava" kavramının bir gereklilik olduğunu vurguluyorsunuz. Terditli kurgulanmayan davalarda ne tür hak kayıpları yaşanır?
Terditli dava, hak sahibinin mahkemeden aslilik-fer'ilik ilişkisi kurarak birden fazla talepte bulunması demektir. Yani mahkemeye hiyerarşik bir talep sunuyorsunuz. Eğer bu kurgu doğru yapılmazsa, mahkeme davayı doğrudan reddedebilir. Dolayısıyla bu ince çizgiyi korumak ve hak kaybını önlemek, tamamen avukatın aktif takibini gerektirir.
Bir diğer kritik nokta da yanlış mahkemeye başvurmak. İmar planı kısıtlılığı ya da kentsel dönüşüm iptalleri sonrasında yanlış yargı yoluna başvurmanın sonuçları nelerdir?
Görevli yargı kolunun tespiti bu alandaki en kritik eşiktir. Adli yargı ile idari yargı arasındaki görev ayrımının yanlış yapılması; davanın görev yönünden reddine, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin dolmasına yol açar. Üstelik malik, tüm bunlara ek olarak yüklü yargılama giderleriyle de karşı karşıya kalır. Bir avukat, eldeki somut uyuşmazlığı tespit ederek davanın doğru mahkemede açılmasını temin eder.
“BİR AVUKATLA ÇALIŞMAK; GÖREVSİZLİK RİSKİNİ BERTARAF EDER, KUSURSUZ BİR TERDİTLİ DAVA KURGUSUNUN İNŞASINI SAĞLAR”
İmarı veya kamulaştırması iptal edilen hak sahiplerine hukuki süreç açısından özetle ne tavsiye edersiniz? Sürecin başından sonuna bir avukatla çalışmak neden bu kadar önemli?
İlk ve en önemli tavsiyem, İdare mahkemesi iptal kararını aldığınızda asla süreci tamamlanmış sayıp rehavete kapılmamalısınız. Mülkiyetin aynen iadesini imkânsız kılabilecek yasal hak düşürücü süreler ve fiili imkânsızlıklar doğabilir. Hak kaybına uğramamak adına; idareye gerekli yasal başvurular eksiksiz yapılmalı ve anlaşma sağlanamadığı takdirde, dava gecikmeksizin ikame edilmelidir. Bir avukatla çalışmak; görevsizlik riskini bertaraf eder, kusursuz bir terditli dava kurgusunun inşasını sağlar, yargılama sırasındaki statü değişikliklerine hızlı müdahale imkânı tanır ve kazanılmış hakları korur.
Uzun yıllar yurt dışında çalışmış, uluslararası ticaret ve sınır ötesi hukuki ilişkiler konusunda deneyim kazanmış bir hukukçu olarak Türkiye’ye döndüğünüzde nasıl bir mesleki yaklaşım benimsediniz? Aynı zamanda hukuku toplumsal fayda açısından nasıl konumlandırıyorsunuz?
Uzun yıllar Kıbrıs’ta sürdürdüğüm çalışmalar, uluslararası iş dünyasının işleyişini ve küresel ticari ilişkilerin hukuki boyutlarını yakından gözlemleme ve bu alanlarda önemli bir deneyim kazanma imkânı sağladı. Türkiye’ye döndükten sonra da bu birikimi hukuk büromuz bünyesinde sürdürerek 10 yılı aşkın süredir uluslararası ticaret hukuku, gayrimenkul hukuku, ticaret hukuku ve ceza hukuku alanlarında avukatlık ve hukuki danışmanlık faaliyetleri yürütüyorum. Mesleki yaklaşımımın temelinde hukuki süreçlerin kanuna uygun, şeffaf ve sürdürülebilir temeller üzerinde yürütülmesi gerektiği düşüncesi bulunuyor. Her uyuşmazlığın kendine özgü bir yapısı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle yalnızca görünen hukuki meseleye değil, sürecin satır aralarına, tarafların motivasyonlarına ve atılabilecek hukuki adımlara da dikkat ederek titiz bir çalışma modeli benimsiyorum. Bunun yanında hukuku yalnızca ticari uyuşmazlıkların çözümünde kullanılan mesleki bir araç olarak görmüyorum. Kanunların demokratik toplumlarda bireysel özgürlüklerin en önemli teminatlarından biri olduğuna inanıyorum. Bu nedenle hak bilincinin yaygınlaşması, dezavantajlı bireylerin haklarının korunması ve toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına da rehberlik ediyorum. Benim için gerçek başarı, mesleki bilgi ve deneyimi toplumsal faydaya dönüştürebilmek ve özellikle dezavantajlı bireylerin haklarının korunmasına katkı sunabilmektir.