Melike Adıgüzel : “Bir Gecede Dijitalde Yok Olduk Ama Gerçek Hayatta Büyümeye Devam Ettik”

Melike Adıgüzel :  “Bir Gecede Dijitalde Yok Olduk Ama Gerçek Hayatta Büyümeye Devam Ettik” Melike Adıgüzel : “Bir Gecede Dijitalde Yok Olduk Ama Gerçek Hayatta Büyümeye Devam Ettik”

Melike Adıgüzel Beauty Kurucusu Melike Adıgüzel,  Sosyal Medyanın İş Dünyasındaki Yerini, Yaşadığı Krizin Perde Arkasını Ve Bu Deneyimin Marka Yolculuğuna Kattığı Yeni Bakış Açısını Klass’a Anlattı Sosyal medya çağında bir markanın varlığı çoğu zaman takipçi sayısıyla, görüntülenmeleriyle ve dijital görünürlüğüyle ölçülüyor. Peki yıllarca emek verdiğiniz hesaplarınız bir gecede ortadan kaybolursa ne olur? Melike Adıgüzel Beauty Kurucusu Melike Adıgüzel için bu sorunun cevabı teorik değil. Yıllar içinde oluşturulan dijital hafıza, şube hesapları, içerikler ve müşterilerle kurulan iletişim bir anda kesintiye uğradı. Ancak ekranlarda yaşanan kayıp, gerçek hayattaki karşılığını silemedi. Bugün hikâyesini anlatırken en çok üzerinde durduğu nokta da tam olarak bu: “Bir gecede dijitalde yok olduk ama gerçek hayatta büyümeye devam ettik.” Melike Adıgüzel Beauty Kurucusu Melike Adıgüzel, sosyal medya hesaplarının kapanmasıyla yaşadığı krizin, yıllar içinde kurduğu markanın gerçek gücünü ortaya çıkardığını; dijitalde görünmez hale gelseler de müşteri sadakati, güçlü ekip ve hizmet kalitesi sayesinde nasıl büyümeye devam ettiklerini Klass okuyucularıyla paylaştı.  

Melike Hanım, günümüzde sosyal medya, özellikle görselliğin ön planda olduğu güzellik sektöründe markaların müşterileriyle buluştuğu en önemli alanlardan biri haline geldi. Dijital görünürlük, artık yalnızca iletişim değil, marka algısının oluşmasında da önemli bir rol oynuyor. Bu noktadan hareketle sormak istiyorum; sosyal medyanın işinizdeki yeri ne kadar büyüktü?
Çok büyüktü. Güzellik sektörü zaten görselliğin son derece önemli olduğu bir sektör. Yaptığınız işi anlatmanın en güçlü yollarından biri sosyal medya. İnsanlar sizi oradan keşfediyor, yaptığınız işlemleri görüyor, şubelerinizi tanıyor, ekibinizle bağ kuruyor. Biz de yıllar içerisinde ciddi bir dijital dünya oluşturduk. Sadece paylaşım yaptığımız hesaplardan bahsetmiyorum. Orada yılların emeği, müşteri yorumları, yapılan işlemler, şubelerimizin hikâyeleri, ekibimizin gelişimi vardı. Bir anlamda markamızın dijital günlüğüydü. Bu nedenle hesaplarımız kapanmaya başladığında kaybettiğimiz şeyin yalnızca “takipçi” olmadığını çok iyi biliyordum.

“KENDİME ÇOK BASİT BİR SORU SORDUM: “BEN SOSYAL MEDYA HESABI MI KURDUM YOKSA MARKA MI KURDUM?” BU SORU BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİYDİ”

Peki hesap ilk kapandığında ne düşündünüz?
İlk başta doğal olarak bunun çözülebilecek teknik bir problem olduğunu düşündüm. “İtiraz ederiz, düzelir.” Sonra bir hesap kapandı, başka bir hesap etkilendi, yeniden açmaya çalıştıklarımızda farklı problemler yaşamaya başladık. Bir noktadan sonra şunu fark ettim: Ben bütün enerjimi kontrol edemediğim bir sisteme harcıyorum. Ve kendime çok basit bir soru sordum: “Ben sosyal medya hesabı mı kurdum, yoksa marka mı kurdum?” Bu soru benim için çok önemliydi. Çünkü eğer bütün işimiz birkaç sosyal medya hesabından ibaret olsaydı gerçekten çok büyük bir problemimiz vardı. Ama bizim gerçek hayatta şubelerimiz, çalışanlarımız, her gün kapımızdan giren müşterilerimiz ve yıllardır oluşturduğumuz bir isim vardı. O zaman bakış açım değişti.

Yıllarca emek verdiğiniz hesapların kapanması
sizi duygusal olarak etkiledi mi?

Elbette etkiledi. İnsan bazen dışarıdan güçlü durduğu için hiçbir şey hissetmediği düşünülüyor. Öyle değil. Özellikle bir girişimciyseniz işiniz sizin için yalnızca para kazandığınız bir yer olmuyor. Hayatınızın yıllarını veriyorsunuz. Çocuğunuz büyürken siz de şirketinizi büyütüyorsunuz. Tatilde telefonunuz çalıyor, gece personel problemi çözüyorsunuz, sabah müşteriyle ilgileniyorsunuz, gün içerisinde yüzlerce karar veriyorsunuz. Sonra yıllarca oluşturduğunuz dijital geçmişinize bakıyorsunuz ve bir anda ulaşamıyorsunuz. Tabii ki üzülüyorsunuz. Ama benim karakterimde şöyle bir şey var: Bir problem yaşadığımda bir süre üzülürüm ama çok kısa süre sonra “Şimdi ne yapıyoruz?” tarafına geçerim. Çünkü iş dünyasında problemi romantikleştirmenin kimseye faydası yok.
“BU GERÇEKTEN İNANILMAZ” DEDİĞİM ANLAR OLDU AMA “BİTTİ” DEMEDİM. ÇÜNKÜ BİTEN ŞEY ŞİRKET DEĞİLDİ. BİR İLETİŞİM KANALIMIZ KAPANMIŞTI.”

Hiç “Bitti” dediğiniz bir an oldu mu?
Hayır. Çok sinirlendiğim, yorulduğum, “Bu gerçekten inanılmaz” dediğim anlar oldu ama “Bitti” demedim. Çünkü biten şey şirket değildi. Bir iletişim kanalımız kapanmıştı. Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekiyor. Sosyal medya çok güçlü bir araç ama sosyal medya sizin şirketiniz değil. Instagram sizin tapunuz değil. Takipçi sayınız çalışan sayınız değil. Görüntülenmeniz cironuz değil. Beğenileriniz müşteri sadakatiniz değil. Bunu yaşadığımız süreç bana çok net gösterdi.

Günümüzde birçok marka bütün
gücünü sosyal medyadan alıyor.
Sizce bu tehlikeli mi?

Tek dayanak noktası haline geldiğinde kesinlikle tehlikeli. Çünkü kiralık bir arazinin üzerine bina yapıyorsunuz. Kurallarını sizin belirlemediğiniz bir platformdasınız. Bugün görünürlüğünüz çok yüksek olabilir, yarın algoritma değişebilir. Hesabınız kısıtlanabilir. Bir teknik problem yaşayabilirsiniz. Bu yüzden dijital dünyayı küçümsemiyorum; tam tersine inanılmaz önemsiyorum. Ama dijital görünürlüğün arkasında gerçek bir işletme modeli olması gerektiğine inanıyorum. Müşteri sizi sosyal medyada görüp gelebilir ama ikinci kez gelmesini sağlayan şey sosyal medya değildir. İkinci randevuyu yaptığınız iş alır. Üçüncü randevuyu güven alır. Sizi arkadaşına tavsiye ettiren şey deneyimdir. Markayı asıl büyüten budur.

Hesaplarınızın kapanmasına rağmen
müşterileriniz gelmeye devam etti mi?

İşte benim için hikâyenin en değerli kısmı burası. Evet. Telefonlarımız çalmaya devam etti. Randevularımız devam etti. Şubelerimizin kapısından insanlar girmeye devam etti. Yeni müşteriler gelmeye devam etti. Personel almaya devam ettik. Şubelerimizi geliştirmeye devam ettik. Ve ben o günlerde markanın gerçek gücünü çok daha iyi anladım. Bir sosyal medya hesabına giremiyorsunuz ama gerçek hayatta işletmeniz çalışmaya devam ediyor. O zaman diyorsunuz ki: “Demek ki biz yalnızca bir Instagram sayfası kurmamışız.” Bu benim için çok gurur verici bir farkındalıktı.

Bu süreç size marka olmakla ilgili ne öğretti?
Markanın logo olmadığını, Instagram hesabı olmadığını ve kesinlikle takipçi sayısından ibaret olmadığını bir kez daha öğretti. Marka, insanların zihninde bıraktığınız iz. Bir kadın arkadaşına “Ben oraya gidiyorum” dediğinde markasınız. Bir müşteri yıllardır sizi tercih ediyorsa markasınız. Bir çalışan sizinle yıllarca yol yürüyorsa markasınız. İnsanlar bir hizmeti değil sizi özellikle arıyorsa markasınız. Bunları hiçbir algoritma bir gecede silemez. Dijital hesap silinebilir. Ama insanların hafızasındaki deneyimi silemezsiniz.

Yaşadığınız olaydan sonra sosyal
medyaya bakışınız değişti mi?

Kesinlikle. Eskiden sosyal medya bizim için çok önemliydi. Şimdi yine çok önemli ama artık ona yüklediğim anlam farklı. Sosyal medyayı şirketin kendisi olarak değil, şirketin vitrinlerinden biri olarak görüyorum. Vitrin kırılabilir. Ama mağaza içeride duruyorsa yeni bir vitrin yaparsınız. Bence girişimcilerin dijital dünyayla kurması gereken ilişki biraz böyle olmalı. Orayı çok iyi kullanın. Yatırım yapın. İçerik üretin. Görünür olun. Ama bütün şirketinizi tek bir platformun üzerine kurmayın.
Yaşadığınız bu kriz bugün geriye baktığınızda size zarar mı verdi, güç mü kattı?
O an yaşarken zarar gibi görüyorsunuz. Bugün baktığımda beni kesinlikle güçlendirdi. Çünkü insan bazen sahip olduğu gücü, elindeki bazı şeyleri kaybetmeden fark etmiyor. Biz dijital görünürlüğümüzü kaybettiğimizde gerçek hayattaki gücümüzü gördük. Müşteri sadakatimizi gördük. Marka bilinirliğimizi gördük. Ekibimizin devamlılığını gördük. Ve en önemlisi, kendi dayanıklılığımızı gördük. Bazen krizler şirketlere çok pahalı eğitimler veriyor. Bizim için de öyle oldu.

“İŞİNİZİ SOSYAL MEDYADA BÜYÜTÜN AMA MARKANIZI SOSYAL MEDYANIN İÇİNE HAPSETMEYİN. ASIL HEDEFİNİZ İNSANLARIN ZİHNİNDE VE HAYATINDA YER EDİNMEK OLSUN”

Son olarak bugün sizi okuyan girişimcilere ne söylemek istersiniz?
İşinizi sosyal medyada büyütün ama markanızı sosyal medyanın içine hapsetmeyin. İnsanların telefon ekranında yer edinmek güzel. Ama asıl hedefiniz insanların zihninde ve hayatında yer edinmek olsun. Takipçi kazanın ama müşteri sadakati oluşturmayı unutmayın. Reklam verin ama tavsiye edilecek kadar iyi iş yapın. Görünür olun ama görünmediğiniz gün de ayakta kalabilecek bir şirket kurun. Çünkü dijital dünya çok hızlı. Bugün varsınız, yarın görünmeyebilirsiniz. Ama gerçek bir marka kurduysanız insanlar sizi aramaya devam eder. Bizim hikâyemizde de olan tam olarak buydu. Bir gecede dijitalde yok olduk. Ama ertesi sabah şubelerimizin kapısını yine açtık. Işıkları yaktık. Çalışanlarımız işlerinin başına geçti. Müşterilerimiz geldi. Telefonlarımız çaldı. Yeni hedefler koyduk. Ve büyümeye devam ettik. O gün benim için “marka” kelimesinin anlamı tamamen değişti. Çünkü anladım ki; Bir hesabı kapatabilirsiniz. Bir kullanıcı adını silebilirsiniz. Bir markanın dijital geçmişini görünmez hale getirebilirsiniz. Ama insanların güvenini, yılların emeğini ve gerçek hayatta kurulmuş bir markayı tek tuşla silemezsiniz. Belki de bizim hikâyemizin en güzel tarafı tam olarak bu: Ekranda