Banu Vural Gökay : Aynadaki Yabancılaşma: Kadınlar Neden Değişmek İstiyor?
Banu Vural Gökay : Aynadaki Yabancılaşma: Kadınlar Neden Değişmek İstiyor?
Başarılı Ve Ünlü Dr. Banu Vural Gökay, Estetik Taleplerindeki Değişimi Klass’a Anlattı Başarılı ve ünlü Doktor Banu Vural Gökay, kadınların estetik taleplerinin gençleşmekten çok kendilerini yeniden görmek isteğinden kaynaklandığını vurgulayarak özellikle 35 yaş sonrasında meselenin kırışıklık değil, aynadaki yorgun ve yabancılaşmış ifade olduğunu söylüyor. “Yaş almak doğal; önemli olan yüzün karakterini kaybetmeden dengeyi korumak” diyen başarılı doktor, modern estetiğin artık değişim değil, rafine ve doğal dokunuşlar sunduğunu dile getiriyor. 40 yaş sonrası yaklaşımda strateji, kolajen desteği ve minimal uygulamaların ön planda olduğunu belirten Dr. Banu Vural Gökay, “Estetik bir zorunluluk değil; kadının kendi yüzü üzerinde özgürce söz sahibi olma hakkıdır” diyor. Başarılı ve ünlü Doktor Banu Vural Gökay ile Klass okurları için özel bir röportaj gerçekleştirdik.
Son yıllarda kadınların estetik taleplerinde belirgin bir zihinsel dönüşüm var. Artık amaç genç görünmek değil. Özellikle 35 yaş sonrasında kadınlar kırışıklıklardan çok yüz ifadelerinden rahatsız oluyor. Aynaya baktıklarında gördükleri yorgun, sert ya da düşük ifade onları rahatsız ediyor. Oysa içeride hissettikleri enerji çok daha canlı. Aslında istedikleri şey değişmek değil; kendilerini yeniden görmek.
“Aynadaki yabancılaşma” dediğiniz durum tam olarak nedir?
Aynadaki yabancılaşma, kişinin içsel enerjisi ile dış görünümü arasındaki uyumsuzluk hissidir. Yaş almak doğal bir süreçtir. Kolajen azalır, cilt matlaşır, hacim kaybı başlar. Bu biyolojik değişimler normaldir. Ancak zamanla yüz ifadesi olduğundan daha yorgun ya da daha sert algılanabilir. Kadınların rahatsız olduğu nokta genellikle budur: “Ben böyle hissetmiyorum ama aynada böyle görünüyorum.”
Kadınlar gerçekten değişmek mi istiyor, yoksa başka bir motivasyon mu söz konusu?
Çoğu zaman motivasyon dönüşüm değil. Kadınlar başka biri olmak istemiyor. Yüzlerinin karakterini kaybetmek istemiyorlar. Sadece zamanın yüzlerinde oluşturduğu ağırlığı hafifletmek istiyorlar. Tanıdık bir ifadeyi geri kazanmak istiyorlar.
‘SOSYAL MEDYA VE FİLTRELER YÜZ ALGISINI CİDDİ BİÇİMDE DEĞİŞTİRDİ’
Dijital çağ ve filtre kültürü bu algıyı nasıl etkiliyor?
Sosyal medya ve filtreler yüz algısını ciddi biçimde değiştirdi. Pürüzsüz, simetrik ve kusursuz yüzler artık standart gibi sunuluyor. Bu da doğal yüz mimarisini sorgulatabiliyor. Ancak modern medikal estetik artık yapay bir görüntünün peşinden gitmiyor. Yeni yaklaşım değişim değil, denge. Rafine estetik yüzü değiştirmez; yüzün karakterini korur ve ifadenin ağırlığını hafifletir.
40 yaş sonrasında estetik yaklaşım nasıl farklılaşıyor?
40 yaş sonrasında planlama ve denge çok daha önemli hale geliyor. Kolajen üretimini destekleyen uygulamalar, cilt kalitesini artıran teknolojiler ve yüz oranlarını bozmayan minimal hacim destekleri ön planda. Amaç zamanı geri almak değil; zamanı daha zarif taşımak. Bu dönemde küçük ama stratejik dokunuşlar en doğal sonucu verir.
Estetik bir kaçış mı, yoksa bilinçli bir kontrol alanı mı?
Bence estetik çoğu zaman bir kaçış değil. Bilinçli bir seçim. Kadınlar toplumun dayattığı gençlik kalıplarına uymak için değil, kendi yüzleri üzerinde söz sahibi olmak için geliyor. Estetik bir zorunluluk değil, bir seçenektir. Gerçek güç de bu seçimi özgürce yapabilmektir.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü bağlamında bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
8 Mart bize şunu hatırlatıyor: Kadının bedeni de yüzü de zamanı da kendine aittir. Kadının asıl isteği gençleşmek değil; aynadaki yabancılaşmayı ortadan kaldırmaktır. Kendine ait olan ifadeyi korumaktır.