Sema Yazıcı ve Yadigar Tanrıverdi : “Sakura Artisante’de El Emeği, Göz Nuru, Artizan Lezzetler Ve Sanat Bir Arada”

Sema Yazıcı ve Yadigar Tanrıverdi : “Sakura Artisante’de  El Emeği, Göz Nuru, Artizan Lezzetler Ve Sanat Bir Arada” Sema Yazıcı ve Yadigar Tanrıverdi : “Sakura Artisante’de El Emeği, Göz Nuru, Artizan Lezzetler Ve Sanat Bir Arada”

Sakura Mimarlık Kurucuları Sema Yazıcı ve Yadigar Tanrıverdi, Sakura Artısante’nin Felsefesini Ve Kuruluş Hikayesini Klass’a Anlattı Sakura Mimarlık kurucuları iki kız kardeş Sema Yazıcı ve Yadigar Tanrıverdi, Sakura çiçeği sembolünden ve Japon felsefesinden ilham alarak yaratıcı bir konseptle Göktürk’te hayata geçirdikleri “Sakura Artisante” ile hem mimari hem de işletmecilik alanında yeni ve sıra dışı bir projeye imza attı. İşlevsellikle estetiği bir araya getiren, misafirlerine sanatsal objeler ile dizayn edilmiş bir atmosferde, çok özel lezzetler eşliğinde keyifli vakit geçirme ayrıcalığı sunan Sakura Artisante, mimar kardeşler Sema Yazıcı ve Yadigar Tanrıverdi’nin bu alandaki vizyonunun ve özgün tasarım anlayışının kusursuz bir yansıması. Sakura Mimarlık ve Sakura Artisante kurucuları Sema Yazıcı ve Yadigar Tanrıverdi ile yeni mekanlarının hikayesini ve bu proje için neden Göktürk semtini tercih ettiklerini Klass okurları için konuştuk.  

Sema Hanım, Sakura Artisante’den içeri adım attığımızda sanki çok farklı bir dünyanın içine giriyoruz. Ve burada çok güzel bir işletmeyle karşılaşıyoruz. Sakura Artisante fikri nasıl doğdu?
Sema Yazıcı:Aslında Sakura Artisante, Sakura Mimarlık çatısı altındaki yeni bir marka. Artisante’de aslında yaptığımız işin bir uzantısı gibi. Burada niş bir işletme kurguladık. El emeği, göz nuru, artizan lezzetler ve sanat bir arada... Bunların hepsi bir araya gelince Sakura Artisante doğdu. Burada seçtiğimiz her obje, yediğimiz her tat, içtiğimiz her kahve bizim süzgecimizden geçerek buraya gelmiştir. Buradaki her şeyin bir hikayesi var. Hepsi bizim hem mimari tecrübelerimizden hem de estetik ve sanatsal bakış açımızdan süzülüp bu mekânda kurgulandı. İstedik ki burada herkes bir deneyim yaşasın, kahvesini yudumlarken kitabını okusun. Bir tarafta arkadaşıyla sohbet ederken içerideki sanat eserleriyle mutlu olsun. Ya da doğum gününde bir arkadaşına hediye almak istediğinde rahatlıkla “Ben bunu Sakura Artisante’de bulurum” desin ve buraya o mutlulukla gelsin. Bizim burada temel amacımız kendimize iyi gelen ne varsa insanlara da onu sunmaktı. Ve tabii ki bu vesileyle de daha fazla kişiye hitap edelim, daha çok insanla bir arada olalım istedik.


“FARKLI SANAT ESERLERİNİ BİR ARAYA GETİRMEYE ÇALIŞTIK Kİ HERKES BİR ŞEKİLDE SANATA, SANAT ESERİNE YA DA SANATSAL DEĞERİ OLAN OBJELERE ULAŞABİLSİN”

Burayı klasik mekânlardan ayıran özellikler neler size göre?
S.Y: Burada bizim iç mimari bakış açımızla seçtiğimiz seçkiler yer alıyor. En belirgin farkı bu. Bununla beraber daha butik, daha özel ürünleri bir araya getirmeye çalıştık. Farklı sanat eserlerini bir araya getirmeye çalıştık ki herkes bir şekilde sanata, sanat eserine ya da sanatsal değeri olan objelere ulaşabilsin. Burada bir de bir deneyim alanı var aslında.
Raflara gelişigüzel dizilmiş objeler, aksesuarlar yok. Bu objelerin bir evin içerisinde nasıl kurgulanabileceğini anlatan köşelerimiz de var. Sakura Artisante’nin aynı zamanda ev konforunda bir yer olmasını istedik. Bir kişi buraya girdiğinde, girdiği andan itibaren mutlu olsun, yüzünde bir tebessüm oluşsun, çıkarken de aynı hislerle çıksın istiyoruz. Sakura Artisante’de ileriki dönemde çay-kahve buluşmaları, çeşitli workshoplar, kurslar ve etkinlikler de düzenlemek istiyoruz.



Yadigar Hanım, Göktürk gibi bir merkezde, böyle niş ve konsept bir mekân açmak sizin için bilinçli bir tercih mi miydi? Yoksa bir risk miydi? 
Yadigar Tanrıverdi: Bir girişimde bulunduğunuzda mutlaka bir miktar risk alırsınız. Biz Göktürk’ü özellikle tercih ettik. Çünkü Göktürk’ün niş bir kitlesi var. Yaptığımız kurguda da o kesime hitap etmek istedik. Evet, belki şehirden uzak gibi görünebilir fakat bizim amacımız insanların buraya özellikle gelmesiydi. Dolayısıyla risk gibi görünse de aslında bizim için bilinçli bir tercih oldu. Göktürk’ün bize göre şöyle de bir avantajı var: Göktürk kendi içinde gelişmeye müsait bir muhit. Havaalanına yakın olması ve etrafında çok fazla yeni proje olması bize uzun vadede daha fazla insana ulaşabilme hedefini düşündürdü. Aynı zamanda insanların yürüyüş yolu üzerinde bir mekan olmak istedik. Çünkü Göktürk’te insanlar yürüyor. Bu tarz mahalle kültürü dediğimiz yerler Bağdat Caddesi’nde, Nişantaşı’nda belki birkaç tane yerde daha vardır. Göktürk de bizim için bunlardan bir tanesiydi.

Yadigâr Hanım, Sakura Artisante’yi, Sakura felsefesiyle bağdaştırdığınızı görüyoruz. Bu yaşam döngüsü fikri nasıl doğdu ve tasarımlarınıza nasıl yansıyor?
Y.T:Bizim için her şeyin kalıcı, uzun vadeli, kullanılabilir ve sürdürülebilir olması önemli. Aynı zamanda biz kendimizi nasıl mutlu hissediyorsak burada da o şekilde bir mekân yaratmaya ve ürün seçkimizi de ona göre hazırlamaya çalıştık. İyi hissetme hâli, insana iyi gelen hisler, tat, koku, renk, belki dokunduğunuz anda hissettiğiniz güzel bir duygu ya da duyduğunuz bir ses... Biz bunu bütün mekânda yaşatmaya çalıştık.


SAKURALAR FANİ DÜNYADAKİ DEVİNİMİ VE SÜREKLİ DEVAM EDEN DÖNÜŞÜMÜ İFADE EDİYOR’

Sema Hanım, burada Japon felsefesini yansıttığını söylediniz. Bu felsefenin hangi özelliklerini yansıttınız bu mekâna?
S.Y: Japonların hayata bakış açısı birçok kültürden farklı. Dinginliğe ve huzura çok önem veriyorlar. Burası da aslında kendi içinde sakin ve huzurlu bir mekân. Buraya gelen birçok kişi bize ‘Çok fazla ürün var ama hiçbirisi bağırmıyor, hiçbirisi üstümüze gelmiyor.’ dedi. Çok güzel bir akışla kurgulanmış ve biz burada kendimizi çok rahat hissediyoruz.’ Bu bizim için çok önemli bir geri bildirimdi. Çünkü gerçekten biz kendimiz de bulunduğumuz ortamlarda sakinlik, sükûnet, o huzurlu atmosfere çok önem veriyoruz. Bir diğer konu da Sakuraların estetiği ve güzelliği. Sakuralar bir diğer yönleriyle fani dünyadaki devinimi ve sürekli devam eden dönüşümü ifade ediyor.


Sema Hanım, bir projeye başlarken o hikâyeyi oluşturma süreciniz nasıl şekilleniyor?
S.Y:Aslında hikayeyi belirleyen şey projenin kullanım amacı ve o mekanı kullanacak olan kişiler. Bunun dışında mimari dille ifade edecek olursak kullandığımız konsept de çok önemli. Burada da yine bizim hayalimiz ile kullanıcıların hayalleri örtüşüyor. Mesela bu bir konut projesinde konutta yaşayan ailenin yaşam tarzı, günlük rutinleri, alışkanlıkları, hobileri gibi detaylar ön plana çıkıyor. Bunların hepsi aslında bizim konseptimizi meydana getiriyor. Örneğin ben maviyi çok severim ama kullanıcı bordoyu seviyordur. O zaman ortak bir paydada nasıl buluşabileceğimizi, o mekânın konseptinde o rengi nasıl kurgulayabileceğimizi düşünmeye başlıyoruz. Modern, klasik ya da neoklasik gibi belli tarzlar da var. Bu tarzları kullanıcıya nasıl aktarabileceğimizi kurguluyoruz. Dolayısıyla her şey aslında bize bir hikâye veriyor. Biraz yaşanmışlıklar, biraz hayaller, biraz da gündelik ihtiyaçlar bir araya gelerek bizim hikâyemizi oluşturdu.



Sizi projelerinizde heyecanlandıran şey müşterinin kendi potansiyeli mi yoksa mekânın kendisi mi oluyor?

Y.T: Projelerde mekânın kendisi beni kesinlikle heyecanlandırıyor. Bu o projenin konumu ve konsepti de olabilir. Aslında bazen hiç denemediğimiz şeyleri denemek de beni heyecanlandırabiliyor. Yani aynı zamanda kendinizi de güncellemiş, sürekli yenilemiş ve hem tasarım gücünüzü hem zihninizi sürekli aktif tutmuş oluyorsunuz. Tabii ki danışanların ya da müşterilerin de burada bizimle olan uyumu çok önemli. Farklı projeler, farklı mekânlar gördükçe biz de heyecanlanıyoruz. Aynı zamanda müşteriyle aramızdaki uyum da çok önemli. Karşımızdaki ne istediğini bilen, net bir kişiyse, bu durum bizim için bir avantaj oluyor. Çünkü süreç çok daha rahat ilerliyor.
 
Sema Yazıcı ve Yadigar Tanrıverdi : “Sakura Artisante’de  El Emeği, Göz Nuru, Artizan Lezzetler Ve Sanat Bir Arada” Sema Yazıcı,Yadigar Tanrıverdi